MİMAR SİNAN

ANASAYFAYA DÖN

MİMAR SİNAN YAPILARI

Dr. M. Sinan Genim

MODERN mimarinin ünlü isimlerinden Le Corbusier bir söyleşisinde; “Sen taşla toprakla bir şeyler yaparsın o bir yapıdır. Ama birden bir şey yüreğime dokunur, ah ne güzel derim. İşte o mimaridir.” der.

Yaklaşık dört yüzyıl önce yaptığı yapılarla yüreğimize dokunan ve “ah ne güzel!” dediğimiz pek çok yapıyı inşa eden, mimarlık tarihinin en önemli mimarları arasında olan Sinan ise ilk bakışta mütevazi görünen ama kulak verildiğinde oldukça iddialı sözlerle seslenir geleceğe: “Gelecekte yaptıklarımı görecek insaf sahiplerinin çabamın ciddiyetini göz önüne alarak beni hayırlı dualarla anacaklarını umarım, inşallah.”

Sinan'a kadar 16 ayrı türde 477 adet yapı yapmak kimseye nasip olmamıştır. Yapımlarının üzerinden 500 yıla yakın süre geçen Sinan yapılarından 120'yi aşkını günümüzde de kullanılmaya devam edilmektedir. Günümüze kadar bu çeşitlilikte ve sayıda yapı yapmak kimsenin başardığı bir iş de değildir onun dışında. Yapı teknolojisinin ve mühendislik çözümlerinin hızla geliştiği çağımızda dahi bu mümkün değildir.

1490'ların ilk yarısında Kayseri'ye bağlı Agırnaslı köyünde doğan Sinan, 1512-1513 arasında acemi oğlanı olarak devşirilir ve sarayda aldığı eğitim sonrası ordu ile birlikte 1521 Belgrad, 1522 Rodos, 1526 Mohaç, 1529 Viyana, 1532 Almanya, 1534 Irak seferlerini katılır. Bu seferler sırasında yapımına ihtiyaç duyulan, köprü, ordugah ve yol üzerinde bulunan nehir ve göllerin geçilmesi için yaptığı tekneler ile dikkat çeker. Özellikle 1538'de Kara Buğdan seferi sırasında Prut nehri üzerine yaptığı köprü sonrası mimar Acem Ali'nin yerine Başmimar olarak atanır ve elli yıl boyunca bu göreve devam eder.

Bulunduğu bölgelerdeki önemli yapıları incelediğini ve bunlardan ders aldığını belirten Sinan, bilgi birikimi ve mimarlık mesleğindeki becerisinin yanı sıra aklıselim, uzun bir ömür yaşamanın ödülünü de alır. Mimar Sinan'ın çıraklık eserim dediği İstanbul Şehzade Camii'ni 50'li yaşlarının ortalarında, kalfalık eserim dediği İstanbul Süleymaniye Camii'ni 60'lı yaşlarında, ustalık eserim dediği Edirne Selimiye Camii'ni 80'li yaşlarında yaptığını göz önüne alarak sağlıklı ve çalışma aşkı ile dolu uzun bir ömür sürmenin ne olduğu anlaşılabilir.

Mimar Sinan'ın söz konusu yapıları nasıl projelendirdiği konusunda herhangi bir bilgimiz yok. Yapılarının listesini hazırlayan Sai Mustafa Çelebi de bu konuda bir açıklama yapmaz. Ancak dönemine ait bazı minyatürlerde Sinan'a atfedilen bazı görüntülere ve maketlere rastlamaktayız. Özellikle daha sonra III. Mehmed adıyla tahta geçecek olan şehzadenin 1582'de yapılan sünnet düğününde Sultanahmet Meydanı'ndan geçen esnaf alayları sırasında gördüğümüz, büyük ebatlı Süleymaniye Camii maketi, yapıların çizimden ziyade maket ile yapıldığını gösterir. XVI. yüzyıldan günümüze kalan bazı yapı planları mevcutsa da ekseriyetle maket kullanıldığı kabul edilmektedir. Mimar Sinan'ın eğitiminin bir bölümünde ince marangoz olarak çalışması bu görüşü destekler mahiyettedir.

Sık sık karşımıza çıkan bir başka soru da Sinan'ın Ayasofya'dan etkilenip etkilenmediği, onu geçmek için çalışıp çalışmadığıdır. Elbette Sinan gibi mimar Ayasofya'dan etkilenmiş ve yapıyı detaylı olarak incelemiş, yapım sorunlarını araştırmıştır. Bunun aksini düşünmek, Sinan gibi bir dehayı küçük görmektir. Batı kaynaklı bazı çizim ve fotoğraflarda Ayasofya'nın günümüzde var olan dört minaresinin rötuşlandığını, yokmuşlar gibi gösterildiği görürüz. Buna karşın görsellerin hemen hepsinde 1509 depremi sonrası büyük ölçüde hasar gören Ayasofya'ya Sinan tarafından yapılan müdahalenin, her iki cephesindeki Sinan yapımı destek duvarlarının varlığını görürüz. Anlaşılan bu destekler yapıyla o kadar bütünleşmişlerdir ki, sansür uygulayanların çoğu tarafından orijinal elemanlar olarak algılamışlardır. Ayasofya'ya bu tür bir müdahalede bulunmuş bir mimarın ondan etkilenmemesi ve onu görmezden gelmesi mümkün değildir.

Mimari yapı içine alınan ışık oranında başarılıdır. “Mimari ışık ile var olur” denir; aydınlık bir yapı izleyiciyi daima etkiler. Sinan'ın Ayasofya'dan hemen hemen bin yıl sonra yaptığı yapılarda aynı geleneksel malzemelerin (taş-tuğla-ahşap) kullanılmasına rağmen çok daha aydınlık ve ferah olması aradan geçen bin yılın gelişimidir. Üstelik Sinan yapıları merkezi plana daha uygun, mekanı bölen elamanların minimize edildiği, taşıyıcı ayakların yapı çeperine alındığı mühendislik çözümlerini de içerir.

Günümüze kadar yapılan araştırmaların büyük çoğunluğunda Sinan yapıları mimari olarak değerlendirilmiştir. Değinilmesi gereken bir konu da bu yapıların lojistik sorunlarıdır. Aynı dönemlerde Batı'da yapılan yapıların yapımlarının gerek finansman güçlüğü gerekse lojistik sorunlar nedeniyle yüz yıl, hatta iki yüz yıl sürdüğünü hatırlatmak isterim. Tek bir yapı olarak düşünülen Süleymaniye'nin cami, sekiz adet medrese, hamam, türbeler ve geniş bir alanı kaplayan bir düzenleme olduğunu ve 1550-1557 tarihleri arasında yedi yıl gibi kısa bir süre içinde tamamlanmış olmasının arkasında yatan organizasyon başarısını araştırmak gerekmektedir.

Prof. Dr. Ömer Lütfi Barkan'ın yaptığı araştırmalar göstermektedir ki bu caminin yapımı için İstanbul'da bulunan bazı kolonların yanı sıra Mısır ve Baalbek'ten bazıları 26, bazıları 73 ton ağırlığında kolonlar getirilmiştir. Dikkat çeken bir diğer husus da imparatorluk merkezinden bu kadar uzakta bulunan yerleşmelerde bu tür malzemenin bulunduğunun kayıtlara geçmiş olması ve envanterinin olduğudur. Dönemin ulaşım araçları ve yükleme şartları göz önüne alındığında Sinan'ın lojistiğin ne büyük bir başarı olduğu anlaşılabilinir.

Mimar Sinan'ın yapılarını ve yapım yöntemlerini tanımak bizim görevimizdir. Ancak, bu konuda yeteri kadar araştırma yaptıktan ve bilgi sahibi olduktan sonra onu tanıtmak imkanına sahip olabileceğimizi unutmamamız gerekir.